Aşk Olsun Sana Paris: Paris Gezi Rehberi

Ana Sayfa » Paris Gezi Rehberi

Filmlere konu olan, adına müzikler yapılan, her sokağında farklı bir macerayla karşılaşabileceğiniz, hangi mevsimde giderseniz gidin, kendisini sevdirmek için türlü bahaneler bulan; aşıklar için dünyanın en romantiği, sanatseverler için olmazsa olmaz, geleni kendisine hayran edip gelmeyeni merakta bırakan o büyülü şehir, Paris…

Hani bazı yerler vardır, insanı içine alır ya, işte Paris o şehirlerden biri. Meydanlardaki ışıltılı devleri, sizi oen güzel çocukluk anlarına döndürüyor bu şehir. Şimdi, şehrin baş tacından başlayıp bizim Paris’ten seçtiğimiz adresleri birlikte ziyaret edelim.




Paris Gezilecek yerler

Eyfel Kulesi: Hiç kuşkusuz “Paris” denilince akla ilk gelen yer, Fransız Devrimi’nin 100. yıl (1889) kutlamaları için Paris Fuarı’nın giriş kapısı olarak inşa edilen, şehrin, hatta Fransa’nın sembolü haline gelmiş olan Eyfel Kulesi’dir. Adını mühendisliğini yapan Gustave Eiffel’den alan ve yapımında kullanılan yaklaşık 7.300 ton çelik ve 18.000 ton metal parçayla “Demir Lady” unvanına layık Eyfel, Paris manzarasını 300 metre yüksekten seyredebilmeniz için muazzam bir yer. Eyfel Kulesi her yedi yılda bir, 60 ton boya kullanılarak yeniden boyanıyor. Eyfel’e çıkmak için, biletinizi önceden online almanızda fayda var. Nasıl olmasın? Her yıl yaklaşık yedi milyon kişi, Eyfel Kulesi’ni ziyaret ediyor!

Paris Gezi Rehberi

Paris Gezi Rehberi

Zafer Takı (Arc de Triomphe): Şanzelize’nin (Champs-Élysées) başında bütün heybetiyle duran takın, Napolyon’un emriyle inşasına başlanması 1806 senesine denk geliyor. Ancak Zafer Takı’nın açılış tarihi için takvimler, 30 yıl sonrasına, 1836 senesine işaret ediyor. Tak, 12 farklı yolun radyal bir şekilde kesiştiği meydanın tam ortasında gelip geçenleri selamlıyor. Siz de 50 metre yüksekliğindeki takın tepesinden şehri selamlamak isterseniz, o zorlu merdivenleri döne döne çıkmaya hazırlıklı olmalısınız! Bu noktadan Eyfel Kulesi’nin ve Paris’in görünüşü, çok etkileyici. Aşağıya baktığınızda ise, Şanzelize’nin, bir oyun sahası gibi görünen, çılgın trafiğine şahitlik ediyorsunuz.




Zafer Takı’nın merdivenlerini çıkmayı başardığınızda, anıtın tepesindeki büyük galeriye ulaşıyorsunuz. Burada müze-dükkanı ve sergi bölümü yer akıyor. Biraz daha merdiven çıktığınızda ise, seyir terasındaki manzarayla buluşuyorsunuz.

Notre Dame Katedrali: Gotik mimarisinin en gösterişli örneklerinden biri ve Fransa’nın en önemli dini yapılarının başını çeken katedral, Seine Nehri’nin hemen kıyısında yer alıyor. Yapımına 1163 yılında başlanıp, 1345’te tamamlanan katedral, 19. yüzyılda Paris’in imarı sırasında, şehir plancıları tarafından bakımsızlığından ötürü yıkılmak istenmiş. Victor Hugo ise bu dönemde, “Notre Dame’ın Kamburu” isimli romanını yazarak, dikkatleri bu yapıya çekmiş. Halkın karşı çıkışıyla yenilenerek günümüzdeki son halini alan katedral, “kurtuluş”unu biraz da “Esmeralda” ve “Quasimodo”ya borçlanmış böylece! Kalabalıklardan kaçmak için bu katedrale de erken saatlerde gitmek, en doğru zaman. Katedralin tepesine çıkıp yine şehri yukarıdan seyrederek güzel pozlar yakalamak da gezinizin ikramiyesi.

Paris – Tarihin ve Sanatın Peşinde

Louvre Müzesi: Paris’in, hatta dünyanın tartışmasız en önemli sanat ve arkeoloji adreslerinden biri. Dünya mirasına ait 30 binin üzerinde esere ev sahipliği yapan Louvre, müze olarak 1793’te hayata geçirilmiş. Dünyanın en çok ziyaret edilen bu müzesi için giriş biletlerinin keinlikle önceden alınması gerekiyor ki kapıda oluşan o uzun kuyruklarda zaman kaybedilmesin. Sabah 09.00’da açılan müzede, ilk yarım saatte, eserleri rahat rahat incelerken, bir anda bastıran turist kafileleriyle birlikte, ortalık iğne atsanız yere düşmez hale geliyor. Bu kalabalıkta, müzenin “primadonna”sı Mona Lisa’yı ise uzaktan göz ucuyla görebilirseniz şanslısınız! Bilim insanları, sanat tarihçileri ve gizem meraklıları, o bakışların anlamını çözmeye çalışadursun, turistler uzaktan da olsa Mona Lisa ile “selfie” çekme peşinde koşuyor! Söylenen o ki, müzedeki her bir eserin önünde sadece 30 saniye bile harcarsanız, tüm müzeyi gezip bitirmeniz ancak 1,5 ayda mümkün olabiliyormuş. Biz, söylenenlerin yalancısıyız! Eğer bir sanat tutkunuysanız bu müzede geçireceğiniz bir günün asla ve asla yeterli olmayacağına kuşku yok elbette. Dolayısıyla, ilk aşamada, birkaç günlük kombine biletlerden almanız doğru bir karar olabilir.

Seine Nehri: Nehir turu, Paris’i keşfetmek için yapılabilecek en güzel ve en keyifli etkinliklerden biri. Üstelik bu şehir, Seine Nehri üzerinden seyredince, ayrı bir güzel. Bateaux-Mouches tekneleriyle kısa turlar yapılabileceğiniz gibi, nehir boyunca ring seferleri düzenleyen Batobus’ten alacağınız biletle, tüm gün boyunca istediğiniz iskeleden binip istediğiniz iskelede inerek sınırsız yolculuk yapabiliyorsunuz.

Şanzelize: Place Charles de Gaulle’den Place de la Concorde’a, yaklaşık iki kilometre boyunca uzanan Paris’in en şaşalı, en ışıltılı ve de en turistik caddesi. 7-24 canlı olan Şanzelize; lüks mağazaları gezmek, o güzelim kafelerde oturup bir mola vermek, meraklıysanız büyük otomotiv firmalarının prestij mağazalarına uğrayıp geleceğin konseptleri hakkında fikir edinmek için biçilmiş kaftan. Caddenin Fransızca telaffuzuna iyice hakim olmak için de o şarkıyı; “Oooo Şanzelizeeee…”yi dilinize dolayıp çıkın yola!

Montmartre: Montmartre ya da diğer adıyla “Ressamlar Tepesi”, Paris’in en yüksek noktası. Daracık sokaklarındaki ufacık dükkanları, restoranları, sokak sanatçıları ve cıvıl cıvıl insanları ile Paris’te ona ayıracağınız zamanı keinlikle hak ediyor. Montmartre’ın sanatçıları, ellerindeki kağıt ve karakalemlerle karikatürünüzü yapmak için sokaklarda hazır bekliyor. 10 dakikada çizilen resim, artık kime benzer bilemeyiz ama günün sonunda eğlenmiş olacağınız garanti. Montmartre’a eğer akşam saatlerinde çıkarsanız, ışıl ışıl bir şehirle karşılaşıyor ve buradan, hafızanıza yerleşen müthiş Paris görüntüleriyle ayrılıyorsunuz. Hristiyanlarca “hac yeri” olarak da kabul edilen ve Notre Dame Katedrali’nden sonra Fransa’nın en çok ziyaret edilen dini yapısı olan Sacré-Cœur Bazilikası da bu bölgede bulunuyor.

Eyfel Kulesi

Paris Gezilecek Yerler: Eyfel Kulesi

Paris Alış-Veriş

La Vallée Village: Bu bölge, hem lüksü sevip hem de “fiyatları uygun olsun” diyenler için bir alışveriş cenneti adeta! “Calvin Klein mı olsun yoksa Versace mı?” diye karar veremiyorsanız koca bir günü burada geçirmeye hazır olun! Aklınıza gelebilecek tüm iddialı markaların outlet mağazaları, belli dönemlerde yaptıkları kampanyalarla, mevcutta indirimli olan fiyatlara ek indirimler de uyguluyor.

Paris Parfüm

Nose: Fransa denilince ilk akla gelen şeylerden biri de parfüm. Üstelik güzel kokuyu kim sevmez ki? Biz de kişiye özel parfümler üreten, şu meşhur koku dükkanını sora sora bulduk sonunda. 20 Rue Bachaumont adresindeki Nose’dan içeri girip kendimize ait bir parfüm yaptırmak istediğimizi söylediğimizde, bunun sadece web siteleri üzerinden yapılabildiği cevabını aldık. Ama yılmadık ve tüm itirazlarla baş edip iki tester’la çıktık oradan! Paris’te bir-iki saatlik ekstra bir zamanınız olursa, mutlaka uğrayın bu koku dükkanına; kim bilir belki de hayatınızın kokusuyla tanışırsınız!

Paris Yeme-İçme

Rue, Montorgueil: Bu cadde, daha çok Paris halkı tarafından iş çıkışlarında uğranan bir adres. Çok sayıda pastane ve pub’ın bulunduğu bu caddedeki Pâtissier -Stohrer- Traiteur de mutlaka uğranması gereken tarihi bir mekan. Bu caddedeki tüm oklar, bir lezzet şöleni sunan ve İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth‘in bile uğramışlığı olan bu pastaneyi gösteriyor!

Cafe des 2 Moulins: “Amelie” filmi ile özdeşleşmiş, Rue Lepic’deki bu mekanda, baş köşede fotoğrafı olan Amelie, sizi en içten gülümsemesiyle karşılıyor. Siz de buna karşılık, gözünüzün önünden geçen film kareleri ve yüzünüze yerleşen hınzır gülümsemeyle creme brûlée yiyorsunuz!

Pierre Hermé Paris: Paris’te çok sayıda şubesi bulunan Pierre Hermé’nin macaron’ları, şimdiye kadar yediklerimizin en iyileriydi. Renkleri ise baştan çıkartıcıydı. Klasikleri seven biri bile bu macaron’lar insanda her çeşidini yeme isteği uyandırıyordu. İstanbul’da denemediyseniz, bari yerinde deneyin hatta dönerken bir kutu da yanınıza alın deriz.

Gontran Cherrier: Görünürde sadece bir fırın ama fırından çok daha fazlası! Bu kadar çok çeşitte ekmeği bir arada bulmak, sık rastlanan bir durum değil. Üstelik ekmeklerin renkleri, insanın hayal gücünü zorlayacak cinsten. Simsiyah bir ekmek düşünün. Nasıl oluyor da bu renk olabiliyor o ekmek? Çünkü bu ekmeğe rengini veren şey, mürekkep balığı! Kısacası, bildiklerinizi unutun ve bu inanılmaz lezzetli ekmeklerin mutlaka tadına bakın. Gonstran Cherrier’ın Paris’te, Juliette Lamber ve Caulaincourt sokaklarında iki şubesi bulunuyor.

Paris’te Eğlencenin Peşinde

Disneyland: Paris’e kadar gelmişken Disneyland’e gidilmez mi hiç? Üstelik çocuklar söz konusu olunca, sadece burayı ziyaret için bile Paris’e gelinir. Aslında, hem çocuklara hem büyüklere hitap eden kocaman bir oyun alanı burası. Disney karakterlerinden Minnie Mouse’un kulakları, tüm kız çocuklarının ve yaş fark etmeksizin tüm kadınların kafasında! Neşeli görüntüler ve gülümseyen yüzler var ortalıkta. Herkes yaşını unutmuş gibi. Paris’e gitmeden önce, bu “daimi panayır yeri”nin giriş biletini de online almanızı tavsiye ediyoruz. Böylece hem kapı önündeki uzun kuyruklara takılmamış, hem de çok daha avantajlı bir giriş ücreti ödemiş olursunuz.

Paris Konaklama



Booking.com

Diğer yurtdışı gezi yazılarımıza bu linkten ulaşabilirsiniz.

Yazı: Özlem-Hakan Çiftgezer

2017-12-15T15:04:06+00:00 Yorum yok

Siz de fikrinizi belirtin