Bir Mykonos Öyküsü Yazmak

Ana Sayfa » Mykonos Adası

Kumsalları, denizi, tarihi eserleri, yel değirmenleri ve harika mimarisiyle Mykonos, her bir ziyaretçisinin anısında yeni bir öyküyle ölümsüzleşiyor.

Yakın bir arkadaşla seyahat etmek gibisi yok. Arkadaşımla, Güney Ege’deki Kiklad Takımadaları’na dahil Mykonos’a uçarken güzel bir tatil anısını paylaşacak olmanın coşkusunu yaşıyoruz. Ada’ya ulaştığımızda bizi, yel değirmenlerinin süslediği, küp küp sıralanan beyaz evlerle şekillenen minimal bir tablo karşılıyor. Ve de güçlü bir rüzgar. Sokaklardaki renkli tabelalar, evlerdeki rengarenk pencereler ve birçok zarif detay, yaşanmışlığın sıcaklığını hissettirirken tatlı bir enerji de veriyor bize.




Mykonos Adası

Mykonos Adası, Yunanistan

Sanatın Çok Yakıştığı Ada

Turist trafiği hiç azalmayan bu renkli Ada’nın en büyük yerleşimi olan ve ana limanını barındıran Hora’dayız (Chora). Limanın hemen yanı başında yükselen tepelere doğru baktığımızda, buraya 16. yüzyılda inşa edilmiş ve bugün Mykonos’un siluetini oluşturan yel değirmenlerini, ayrıca artistik görüntüsüyle Paraportiani Kilisesi’ni görüyoruz. Denizle iç içe geçen Küçük Venedik de gözlerimizin önünde duruyor ve keşfedilmeyi bekliyor. Hora’da, denize karşı yemek yiyip sohbet edebileceğimiz restoranlar ve sokak aralarında sıralanmış sanat galerileri ya da mağazalar buluyoruz. Küçük Venedik’in ara sokaklarında yer alan çok sayıda galeriyi geziyor ve sanatın bir Ada’ya ancak bu kadar yakışabileceğini düşünüyoruz.

Neredeyse 30 yıllık bir geçmişe sahip Pinelies örneğin, dekorasyon ve sanat objeleriyle dolu. Pinelies’in sahibi, Fransa’dan Mykonos’a tatile gelen, tabiri caizse buraya aşık olan Nathalie Bourthoumieux. Mekanla ilgili bilgi veren Bourthoumieux, Pinelies’te, sanat eserleriyle birlikte tasarım ürünü mobilyalar ve objeler sattıklarını söylüyor: “Yerel seramik sanatçıları, fotoğrafçılar ve heykeltıraşlar da burada sergi açıyor; onların ürünleri burada satışa sunuluyor.” Ada’nın farklı adreslerine konumlanmış olan Kapopoulos Fine Art ve Rarity Galler de birbirinden ünlü sanatçıların eserlerini konuk eden galeriler arasında.




Mykonos Alışveriş: “Bir Çift, İki Çift, İç Çift” derken….

Küçük Venedik, hediyelik eşya ve alışveriş adına aranan birçok şeyin bulunabileceği bir cennet… “Ayakkabı ve çanta” denildiğinde ise birçok kadın gibi kayıtsız kalamıyor ve kendimizi Michael Rampias’ın kurduğu Mykonos Sandals’ta buluveriyoruz! Buranın tarihi 1948’e kadar uzanıyor. Michael Rampias, o tarihlerde Ada’da el ürünü sandalet üreten üç ustadan biri. Aynı zamanda yerel bir müzisyen de olan Rampias, butik dükkanını açmadan evvel, bir tekneye istiflediği sandaletlerini komşu ada Delos’a götürüp orada satarmış. Bu hikayeyi bize kızı Theodora Rampia anlatıyor. Theodora Rampia, şu anda çok sayıda el yapımı model deri sandalet ve çanta yapıp sattıkları Mykonos Sandals’ı kızı Mari ile işletiyor. Ellerimizde çiftler çiftler sandaletlerle dükkandan çıkarken, birbirimize şaşkın şaşkın bakıyoruz!

Biraz da Tarih

Alışveriş ve yemeğin ardından Ada’da bulunan müzeleri ziyaret ettiğimizde, Antik Dünya’ya dair birçok öykü canlanıyor gözümüzün önünde. Limandaki Arkeoloji Müzesi’nde, Delos Antik Kenti’nden getirilmiş çeşitli vazolar, mezar stelleri, takılar, Herkül heykeli ve Truva Savaşı’ndan sahnelerin betimlediği rölyefler bulunuyor. Denizcilik Müzesi’nde, Antik dönemlerden bugüne Ege denizciliğinin hikayesi anlatılıyor. Halk arasında “Lena’nın Evi” olarak bilinen ve 18. yüzyılda bir kaptana da ev sahipliği yapmış olan bina ise, şimdilerde Etnografya Müzesi olarak hizmet veriyor. Yel değirmenlerinden birinin dönüştürülmesi ile oluşturulan Tarım Müzesi de Ada’nın diğer bir kültür deposu.

Deniz, Kum, Güneş ve Eğlence

İlk günkü keşif gezimizin ertesi günü, ilk işimiz, “Tatile geldik, denize doyalım” diyen niceleri gibi, sabah saatlerinde plaj yollarına düşmek oluyor. Ancak, Ada’nın dört bir yanındaki plajlardan hangisini seçeceğimize karar vermekte zorlanıyoruz. Ada’nın güneyinde yoğunlaşsa da, kuzey ve batı taraflarında da pek çok plaj bulunması, aslında bizim için önemli bir avantaj. Böylece rüzgarın estiği yöne göre bir plaj seçmemiz mümkün. Biz en popülerine, Agios Sostis’e gidiyoruz. Dileyenler için; Agios Stefanos en merkezi, Agrari en sakin, Kalo Livadi en doğal, Paradise marjinal gençlerin tercihiyle en sıra dışı, Paraga da gün boyu kesintisiz müzik yapan barları ile Ada’nın en renkli plajları olarak hazır ve nazır konuklarını bekliyor. İkinci gün, Küçük Venedik’te yediğimiz güzel ve erken bir yemek eşliğinde güneşi batırıyoruz. Gün batışından akşama geçerken, çevremizdeki restoranlar da dolmaya başlıyor. Uzunca bir akşam yemeğinin ardından, bir kafede oturmuş, denize doğru kahvelerimizi yudumluyoruz. Gecenin ilerleyen saatlerinde ise, sabahın ilk ışıklarına kadar sürecek eğlencemiz için mekan seçmeye çalışıyoruz. Birkaç gün daha burada olduğumuzu birbirimize hatırlatıp bir seçim yapmayı kolaylaştırıyoruz!

Eğlencenin tadını çıkardığımız Mykonos’ta, ziyaretçileri 24 saat enerjisi düşmeyen bir yaşam kucaklıyor. Siz onu bırakmadan o sizi terk etmiyor.

Eğlen Eğlenebildiğin Kadar!

  • Nammos: Nammos, Psarou Plajı’nda geniş bir alana yayılan rahat atmosferiyle, Akdenizli bir öğlen yemeği, sonrasında deniz ve gün batımı keyfi vaat eden bir plaj-restoran. nammos.gr
  • Cavo Paradiso: Mykonos’un en büyük ve en ünlü gece kulüplerinden olan mekanda eğlence, ünlü DJ’lerin müzikleri eşliğinde gece geç saatlere kadar sürüyor. cavoparadiso.gr
  • Skandinavian Disco: Küçük Venedik’teki bu mekan, hem konumu hem de müzikleriyle her zaman ilgi görüyor. skandinavianbar.com

Yazı: İlknur Eşsiz

2017-07-18T10:38:12+00:00 Yorum yok

Siz de fikrinizi belirtin