İzmir’im, Çeşme’m, Alaçatı’m…

Ana Sayfa » İzmir’im, Çeşme’m, Alaçatı’m…

İzmir, Çeşme ve Alaçatı…

“Her şeyin yolunda gittiği” hissi, bu şehrin ve yakın çevresinin tüm sokaklarında duyumsanır… İşte tüm davetkarlığıyla sizi bekleyen İzmir, Çeşme, Alaçatı.

İzmir, Çeşme, Alaçatı




İzmir’de doğan, büyüyen ve yaşayan herkes bilir, bu şehrin insanlarının buluştuğu ortak payda ‘hoşgörü’dür. Diğer şehirlere pek benzemez İzmir. Birlikte yaşama, aydın olma, kentli olma, kenti yaşama, başka hayatlara saygı duymanın düş olmadığı bir şehirdir. Bu şehir kendini yenilerken ‘modernleşme’ adımlarını da göze batmadan atar. Böylesine bir düşün içinde uyanan ve hayata bu pencereden bakanlardan biriyim ben de.

Çocukluğu Kemeraltı’nın daracık sokaklarında kaybolmakla geçen, şehir yaşamından uzaklaşmak için Urla, Çeşme, Alaçatı ya da Foça gibi kaçış adreslerini bilenlerdenim.

Şehrin kalbinizde ayrı bir yere sahip olması için İzmirli olmanız gerekmez. Bunun için haftanın herhangi bir günü, Kordon’da birkaç saat geçirmeniz yeterlidir. Sahil boyunca uzanan rıhtım hattı davetkar bir kalabalığı ağırlar her gün. Romantik bir akşam yemeği için buluşanlar da, iş yorgunluğunu atmak isteyenler de aynı yerde buluşur. Kordon’un uzantısı Pasaport’ta, denizin dalga seslerini yanı başınızda duyumsarken, bir yandan da nargile tüttürüp dinginliğin tadını çıkarabilirsiniz.




Alsancak’ın fiyakalı sokaklarında gezip kendinizi Fransız ‘cafe’lerinde sanabilir, Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde susuzluğunuzu gidermek için bir mola verip yaşam enerjinizi yükseltirsiniz. Aklınıza esip bir vapura atladığınızda kendinizi Karşıyaka’nın kendine has dünyasında bulursunuz. Burası, ‘İlyada’ ve ‘Odysseia’ destanlarının yazarı, antik dünyanın ünlü ozanı Homeros’un yaşadığı yerdir.

İzmir

Canım İzmir. İzmir, tatlı ve sevgili şehrim. Bir gün, şayet senden uzakta ölürsem, beni sana getirsinler. Fakat, mezarıma götürürlerken, “Öldü” demesinler. “Uyuyor” desinler. Koynunda, tatlı İzmir’in. Dario Moreno

Akıllı Kadınlar, İhtiyar Delikanlılar…

İzmir’in tüm sahil şeridi boyunca birbirine bitişik apartmanların küçük mutfaklarından karşılıklı balık tabakları gidip gelir. Deniz ve balık kokularının içinden güçlü, güzel ve akıllı kadınların kahkahaları çınlarken balkonlarda, neşeli sohbetlerle sabahlar edilir. Şehrin görmüş geçirmişlerinden fuar günleri, Maksim Gazinosu günlükleri dinlenir. Öyle bir anlatırlar ki o günleri, o şarkılar derinden kulağınıza çalınır. Saat Kulesi’nde güvercinleri besler, karşınıza şehrin asıl sahipleri olarak çıkıveren, sahipsiz kalmış viran evlere içiniz ‘cız ederek’ bakarsınız. Derin sohbetlere daldığınız ince bıyıklı tatlı dilli bir ‘ihtiyar delikanlı’nın taksisinde ineceğiniz yeri unutursunuz.

Bu arada sadece balıktan bahseder diğer lezzetleri anmazsak ayıp ederiz. Mesela parklarda, banklarda ya da işe koştururken, çantalara atılan boyozlar, kumrular, gevrekler… Bu tatlar olmadan İzmir eksik kalır. Yerel bin bir otla yapılan zeytinyağlı yemeklere, ‘şifa’lara, çeşit çeşit mezelere de bir süre sonra şaşırmazsınız bu şehirde.

Geçmişe dönmek istediğinizde, şehrin göbeğindeki Agora’nın gizemini keşfetmek üzere Konak’a, Antik Yunan kenti Efes’in görkemiyle büyülenmek üzere Selçuk’a yol alırsınız. ‘Her şeyin yolunda gittiği’ hissini şehrin tüm sokaklarında ve yakın çevresinde duyumsarsınız.

İzmir’den Bir Adım Sonra Çeşme, Sonra Alaçatı

Çocukluğumun Çeşme’sinin, sonraları gençliğimin Alaçatı’sının İzmir’in kaçış adresleri arasında hep farklı bir yeri oldu benim için. Sanki hep yakın, sevilen ve beni sıcacık buyur eden bir tanıdığı ziyarete gittim buralara… Sadece İzmirlilere değil yerli yabancı binlerce gezgine de aynı ilgiyi gösteren Çeşme, çağdaş insanları, keyifli eğlence merkezleri, güzel denizi, seçkin kıyı tesisleri, hem Ege hem de dünya mutfaklarından seçkin lezzetler sunan restoranlarıyla bu sıcak konukseverliğini korumaya devam ediyor.

Çeşme

Çeşme merkezden güneye doğru inerseniz, sakinleri tarafından özenle ve inatla koruma altına alınmış bin tarihi eviyle bir ilk olan Alaçatı beldesine ulaşırsınız. Alaçatı hem tarihi özelliklerinden, hem doğal güzelliklerinden ödün vermeden, ortalamanın çok üzerindeki konaklama tesisleri, restoranları, kafeleri, barları ve dükkanlarıyla Türkiye’nin yüz akı turizm merkezlerinden biri oldu artık. İsminin önüne ‘sörfçü cenneti’ kimliğini de ekleyip gün boyu rüzgarları ardına alan Alaçatı’da uzun geceler de tatil keyfinize keyif katar.

Alaçatı Lezzet Duraklarım

Her ne kadar mütevazı ama neredeyse onlarla birlikte büyüdüğüm leziz kumru ile lokmanın adını en başa alıp onları sokaklarda tüketmeniz gerektiğini belirtmem gerekse de, Alaçatı yerel mutfağı üst düzey bir kaliteyle birleştiren restoranlarıyla da iddialı artık.

  • Beldenin ilk restoranı ‘Agrilia’, sahibi Melih Tekşen’in imzasını taşıyan tatlı mandalinalar üzerinde Şili çikolatasına daldırılmış badem püresi dolgulu inciriyle ünlü.
  • Kemal Demirasal’ın hem sahibi hem de şefi olduğu Alancha’nın 20 tür yiyecekten oluşan tek bir mönüsü var. Yöresel tariflerde kullanılan bütün malzemeleri kendi usulüyle benzersiz lezzetlere dönüştürmüş Demirasal.
  • Bahçe içindeki Asma Yaprağı‘nın şefi Ayşe Nur Mıhçı, eski aile tariflerini toplamış, çoğu mezeden, küçük porsiyon yemeklerden oluşan lezzetleri servis ediyor; mesela fırınlanmış ballı keçi peynirini.
  • Alaçatı’ın en iyi şeflerinden bir diğeri Yılmaz Öztürk, L’Escargot’ta, Demirasal’dan daha az radikal ve klasik, uluslararası mutfaklardan lezzetler sunuyor. Burada ‘Broken Macaron’ tatlısını ihmal etmeyin derim.

Çeşme Yarımadası’nda yalnızca Çeşme ya da Alaçatı’ya değil, Karaburun, Urla, Gülbahçe, Seferihisar, Mordoğan, Balıklıova ve her gördüğünüz tabelaya gönül rahatlığıyla sapabileceğiniz birbirinden güzel köylerde sıcak sohbetler yapabilir ya da harika tatlarla damağınızı şenlendirebilirsiniz. Unutmayın, buralarda bütün yiyeceklerin, içeceklerin ve insani ilişkilerin en doğalını, Egelinin rahatlığı ve sıcaklığını, Ege Denizi’nin ruha huzur, bedene hayat veren sularını ve bölgenin gönlü ferahlatan rüzgarlarını bulursunuz. Yani mükemmel tatilin ta kendisini!

Alphonse de Lamartin: “Burada kökene, kültüre dayanan ayrılıklara, rekabetin doğurduğu bozukluklara rastlanmaz” diye not düşerek, İzmir’in kimliğinin altını 19. yüzyılda çizmiş.

Alaçatı

Alaçatı’nın Yeni Lezzet Festivali

Mutfak kültürü mirasımızı sahiplenen tek festival olan ‘Uluslararası Kaybolan Lezzetler Festivali’, ilki 6-8 Haziran İlkbahar & Yaz Yemekleri, ikincisi de 10-12 Ekim Sonbahar & Kış Yemekleri olarak bu sene Alaçatı’da gerçekleşiyor. Kaybolan Lezzetler Festivali’nde unutulmuş ve unutulmaya yüz tutmuş tarifler toplanıyor, uygulanıyor ve tadılıyor.

Kültür Bakanlığı’nın da destek verdiği proje kapsamında festivalde üç gün boyunca kaybolan lezzetlerin seçilmiş özel tariflerinden oluşan mönüler Alaçatı’nın en özel ve popüler restoranlarında servis ediliyor.

Festival aynı zamanda birçok söyleşiye ve tadıma da ev sahipliği yapıyor. Kaybolan lezzetlerin tariflerinin de yarışacağı festivalde yazar, gazeteci, gurmelerden oluşan jürinin yanı sıra ‘Anneanne ve Babaanne Jürisi’ de yer alacak. Alaçatı açık havada sinema gösterimleri, yöresel ürünlerin satışı, gastro turlar, söyleşiler, tadımlar gibi onlarca etkinlik ile şenlenecek.

2016-11-30T09:46:20+00:00 Yorum yok

Siz de fikrinizi belirtin