Yayla Mevsimi Geldi, Haydi Trabzon’a

Ana Sayfa » Trabzon Yaylaları

Trabzon Yayla Mevsimi: Zigana’nın cenneti Hamsiköy ve civarı, bulutların üzerinde olmak isteyen şehir yorgunlarına yayla havası yaşatıyor.

Doğu Karadeniz Dağları’nın, Trabzon’un güneyinden Çoruh Vadisi’ne uzanan kesimi yayla sevdalılarına harika bir dünya sunuyor. Burada, rakım yükseldikçe gökyüzüne doğru uzayıp giden dev çam ağaçlarının aniden azalıp ortadan kaybolduğunu fark etmek gerçekten çarpıcı. Yükseklik iki binlere ulaştığında, koyu yeşil bir örtüyle kaplı dağın çıkıntıları belirginleşiyor. Tabii sis vakti değilse… Çünkü Zigana Dağları’nın eteklerinde sabahlar, açık ve güneşli. Öğleden sonra ve akşamları ise genellikle sisli oluyor. Doğanın güne hemen her sabah ıslak başladığı bu bölgede, yeşilin bin bir tonu konuklarını bekliyor.




Trabzon, Hamsiköy

Trabzon, Hamsiköy’ün genel görünümü

Zirvelere Doğru: Hamsiköy

Trabzon’dan Zigana Dağları’na ağaç ve çiçek kokuları eşliğinde uzanan yılankavi yolun 29. kilometresi ve biz Maçka’dayız. Şehir merkezinden itibaren varlığıyla boğan çok katlı binalar, yerini irili ufaklı köylere, mısır ve fasulye bahçelerine bırakıveriyor. Sonra, Maçka yakınlarında yol bambaşka bir dünyaya açılıyor: Beş yıldızlı tatil köyleri, renk renk pazar tezgahları, şık lokantalar ve kır kahveleri peş peşe sıralanıyor. Maçka’dan tabelaları izleyerek muhteşem kır manzaraları eşliğinde yaklaşık 15 dakikada Hamsiköy’e varıyoruz.

Burası dünya güzeli bir Karadeniz köyü. 15 yıl öncesine kadar ulaşım zorlukları nedeniyle kendi kabuğunun içinde yaşayan köy, günümüzde Karadeniz turlarının olmazsa olmaz duraklarından biri. Osmanlı döneminde “Hamseköy” olarak bilinen yerleşim, beş mezranın birleşmesiyle kurulmuş. Cumhuriyet Dönemi’nde ise, turizm potansiyelini ve akılda kalıcılığını artırmak amacıyla bugünkü adını almış. Adını lezzetli bir balıktan alan ve harika yemekleriyle bu adın hakkını veren kaç köy var ki Türkiye’de?




Hamsiköy’deki ve civardaki esnaf lokantalarında, damak çatlatan lezzetlere hazırlıklı olun deriz: ‘Hamsili Pilav’, ‘Karalahana Çorbası’, ‘Turşu Kavurması’, ‘Kuymak’, ‘Güveçte Kuru Fasulye’, ‘Etli Yaprak Sarma’ ve daha neler neler… Yörenin sütlacı ise tek kelimeyle dillere destan. Sırf sütlaç yemek için bile gelinir buraya!

Yerle Gök Arasında: Sümela Manastırı

Hamsiköy’ün yakın çevresinde farklı bütçelere uygun konaklama mekanları bulmak da hiç zor değil. Bölgede yayla tatili yapanlar için düzenlenen tur programlarında Sümela’nın özel bir yeri var. Biz de, bu görkemli manastır kompleksine doğru yola çıkıyoruz. Yöreye hayat veren Coşandere’nin gürül gürül çağlayan suları, Sümela’nın yönünü işaret ediyor. Manastıra uzanan yolun ucunda otomobilimizi bırakıyoruz. Otopark alanından yaklaşık yarım saatlik, nemli bir yürüyüş sonunda, Sümela Manastırı, ağaçların ve bulutların arasından belli belirsiz seçilebiliyor.

Sümela ilk bakışta, Altındere Vadisi’nin yamacına oyulmuş gerçeküstü bir mini kenti andırıyor. Burası asırlar boyunca, tanrıya yakın olmak için yer ile gök arasında yaşamayı seçen Hıristiyan keşişlerin sığınağı olmuş. 406 yılında bölgeye gelen iki rahibin rüyalarından yola çıkarak Meryem Ana’nın mezarının bulunduğuna inandıkları Altındere Vadisi’ne inşa ettirdiği manastır, aralıklarla genişletilerek bugünkü görünümüne kavuşmuş. Bölgede hüküm süren Pontus kralları, bu manastırda taç giymiş. Önde, peş peşe sıralanmış, en büyüğü dört katlı beş büyük bina ile arkasına gizlenmiş yüz kadar irili ufaklı yapıdan oluşan manastır kompleksi, göz kararı birkaç bin kişinin yaşayabileceği büyüklükte. Kiliseler, şapeller, kütüphaneler, çeşmeler, mutfaklar, keşiş odaları yan yana, iç içe. Bazı salonlar renkli duvar freskleriyle süslenmiş. İki katı teras olmak üzere toplam altı katlı manastırın oda evlerinin her biri, birer inziva hücresi aslında. 4 ila 15. yüzyıllar arasındaki farklı dönemlerde üst üste yapılmış dört-beş kat fresk ile bezeli odalarda, dönemler arasındaki üslup farkı da izlenebiliyor. Manastırın arka bahçesindeki havuzlu çeşmenin suyu ise Hıristiyan alemi tarafından bugün de kutsal kabul ediliyor.

Sümela Manastırı

Vazelon Manastırı inanç turizmi için bir cazibe merkezi

Karadeniz’in Çatısında: Trabzon Yaylaları

Maçka, çevresine yeşil birer zümrüt tanesi gibi dağılmış çok sayıda yaylaya ev sahipliği yapıyor. Sanaşitka, Lapazan, Çakırgöl, Şolma, Lişer, Figanoy, Gofrakol, İskobel Sındıran ve Kiraz bunlardan sadece birkaçı. Yörenin yüzlerce yıllık geleneksel kültürünü yansıtan taş ve ahşap evleri, dağ görlleri ve coşkun dereleriyle bölgenin karakterini gözler önüne seren yaylaları keşfetmek gerek. Biz Trabzon sınırları içerisinde kalan Lişer ve Şolma’yı tercih ediyoruz. Akçaabat – Pazarcık – Kayabaşı yoluyla ulaşılabilen Lişer Yaylası, zengin bitki örtüsüyle cazibe kazanıyor. Deniz seviyesinden yaklaşık iki bin metre yükseklikteki yayla, orman gülleri ve rengarenk çiçekleriyle görülmeye değer. Turistik otel ve restoran seçeneklerinin de bulunduğu Trabzon yaylaları, yaz aylarında birer festival mekanına dönüşüyor.

Maçka’dan batıya doğru 22 kilometrelik toprak bir yolla ulaşılan Şolma Yaylası, Kulindağı vadileri arasında saklı. 1700 metre rakımlı yayla, doğal güzelliklerinin yanında, sayısız yürüyüş parkuruyla göz dolduruyor. Tertemiz bir havaya sahip olan yayla, yazın horon sesleriyle şenleniyor. Maçka’da yaşayacağınız bunca güzellikten sonra, dönüşte köy çarşılarından rengarenk dokumalar, yerel peynirler, çay ve fındık almayı unutmayın.

Sisli Vadi: Yağmurdere

Zigana Dağları’nın etekleri Doğu Karadeniz’in keşfedilmemiş hazinelerine açılıyor. Torul – Gümüşhane – Yayladere rotasını izleyip 2280 metrelik Salmankeş Geçidi’ni aşarak varılan Yağmurdere Vadisi, Karadeniz Dağları’nın en ulaşılmaz noktalarından biri. Yanbolu Çayı’nın kıyısına kurulan Dumanlı Kasabası, tarihte yedi köyün merkezi olmuş. Dar vadi çanaklarının içine oturan köylerin yapıları hala ayakta. Sabah saatleri dışında, hemen her gün sislere gömülen köyler, masal mekanları gibi.

Yurtiçi gezi yazılarımızı bu linkten inceleyebilirsiniz.

Yazı: Melih Uslu

2017-07-21T10:41:50+00:00 Yorum yok

Siz de fikrinizi belirtin